9 Kasım 2013 Cumartesi

Bir de Buradan Bakın

Haydar Kılıç

Aşağıdaki yazı Aralık 2002’de yazılmış, UFUKTURU.NET ve sonra da ÖZGÜRMEDYA.ORG’da yayınlanmıştı. Gündemden halâ düşmemiş olan Ortadoğu ve AKP’ye bir de bu pencereden bakalım.

3 KASIM SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

3 Kasım 2002 seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo, gizli bir el tarafından dizayn edilmiş, 11 EYLÜL sonrası dünyanın yeniden şekillendirme istem ve çıkarlarına uygun üretilmiş bir yedek parça gibi.

Son on yıl, 90’larda başlayıp 2001’de doruğa ulaşan, önce bir blogun çöküşünün, sonra da karşıtının tıkanmasının miladıdır. 20. yüzyıl açmaz ve çelişkilerinin yarattığı iki kutuplu dünya, bunların dayattığı genel ve bölgesel sorunlara getirdiği çözümlerin iflası, gerek ulusal gerek uluslararası ilşkilerin toplumları döndüremez olduğu görülmüş, bunların yerine ikame edilecek yeni bir düzen ve ilişkilerin inşası kaçınılmaz olmuştur.

Tarih boyunca uluslararası sorunların ana kaynağı olan Ortadoğu 20. yüzyılda da bu coğrafyada yaratılan statükolar üzerinden siyasal sistemleri şekillendirmiştir. 

Birinci ve ikinci dünya savaşlarında şekillenen bu statükolar, şimdi 11 EYLÜL sonrası dile getirilen ve ilk adımı Afganistan'da atılan, yeni bir Ortadoğu dizaynı, bunun üzerinden yeni bir uluslararası sistem arayışı ikinci adım olarak Irak'ı öne çıkarmıştır.

Dünyanın tek vurucu gücü olan ABD için bu durum yaşamsal bir önem taşımaktadır. Ya yeniden Ortadoğu’yu dizayn edecek, oluşturulan yeni ilşkiler üzerinden 21. yüzyılın sistemini kuracak, veya 20. yüzyılda şekillenen islami kisve altında büyütüp beslediği, şimdi çıkarlarına ve çağa ters düşen güçlerce çözülüşünü bekleyecek. Şu an kaçınılmaz olarak birinci seçenek gereği Ortadoğu’yu uygulayacağı şiddet öncesi uygun koşullara hazırlaması gündemde.

ABD’nin iki önemli müttefiki Türkiye ve İsrail'dir. Hedef ise Irak. Ancak Türkiye ve İsrail'in Irak konusunda birbiri ile çelişen çıkarları ABD ile örtüşmemektedir.

Bir. İsrail güçlü bir merkezi Irak’ı kendisine tehlike görmektedir. Parçalanması, olmazsa, zayıf bir federal yapı çıkarlarına uygun düşmektedir.

İki. Türkiye ise parçalanmış Irak içinden çıkacak bağımsız veya zayıf bir bozacağı gerekçeleriyle Irak'ın merkezi yapısının ve toprak bütünlüğünün korunması noktasında diretmektedir.

İşte kısmen özetlediğimiz bu durum 3 Kasım ABD’nin gökte ararken yerde bulduğu bir durumu ortaya çıkarmıştır.

Türkiye 21. yüzyıla girerken dünyanın yaşadığı kültürel bütünleşme, bilim ve tekniğin yarattığı bütünlük, kültürel ve ideolojik açılım ve demokratik siyaset gibi olgulara karşı kendini değişime kapatıyor, statükocu çizgide direniyor.

Bir taraftan dipten gelen dalganın yarattığı tıkanma, diğer taraftan dünyanın uluslararası ve ulusal şekilleniş arayışlarının baskılarıyla değişime zorlanıyor ve bu atmosfer içinde tutuluyor. Bu noktada bir yeniden yapılanma ve ayrışma durumu vardır. Mevcut çözümsüzlük ve tıkanma çözümü de beraberinde getirerek hayata müdahaleyi gerektiriyor. Çünkü siyasette alan yaratabilmenin ön koşulu hayata doğru yerden müdahale etmektir. Bu noktada sağ liberal güçlerin yeterli bir demokratik açılım ve gelişme sağlayamayacağı, 21. yüzyılı taşıyacak öngörüden uzak oluşu ve tükenmişliği 3 Kasım seçimleriyle tescillenmiştir.

İslami akımı değiştirme ve demokratikleştirme yönünde önemli bir çaba harcanıyor. Bu akım içinde yaşanan ayrışma ve değişiklik, yenilenme ve demokrasiye açılma çabası, uluslararası dünyanın dizaynı, islamı ehlileştirme politikasına denk düşmesi,alternatif sol politikanın olmayışı seçimlerde AKP yi zafere götürmüştür.

Bu çıkış her ne kadar iç ve dış koşulların uygunluğuna rağmen, atacakları değişim adımlarına rejimin yapısı kapalıdır. Ayrıca, böyle bir akımın bu kadar katılaşmış, değişim gücünü kaybetmiş bir sistemi köklü demokratik bir dönüşüme uğratma gücü de yoktur.

Kısa vadede ABD'nin Ortadoğu politikası gereği uluslararası maddi krediler, AKP iktidarına nisbi rahatlama sağlasa da, Ortadoğu bilinmezine ne müdahil oluşu, ne de az bir ihtimalle olmayışı bu akımın sonu olacaktır.

Bu noktada görev sol ve bileşenlerine düşüyor. Sadece doğruları söylemek, yanlışları görüp göstermekle yetinmemek, bu tıkanmayı, çözümsüzlüğü aşacak bir tarzı, üslubu ve yaklaşımı, zihniyet devrimini kısaca kendi kendini yeniden üretmeyi, kendini yeniden tanımlayarak hayatın içinde mevzilendirmeyi gerekli kılıyor. Koşulların ve zorlamaların apolitikleştirdiği toplumu politize ederek, politikaya müdahil ederek, karşılıklı politik toplum-parti sarmalıyla toplumsal dinamikler yaratılmalıdır. Bu dinamikler hayatın ve siyasetin gelişip boy vereceği sivil toplumu, başka bir deyişle üçüncü alanı yaratacaktır.

Tarih, dönüşüm rolünü hep bu tip felsefe, program, strateji ve taktiklere sahip olan siyaset ve siyasetçilere yol vermektedir. Klasik devletin dayatmaları kadar, toplumun gerçekci olmayan taleplerine de dur diyebilenler bu duruşlarıyla devlete ve topluma en yararlı hizmeti yaparak bu tarihsel rolü başarıyla taçlandıracaklardır.

Aralık-2002 / ANKARA


4 Kasım 2013 Pazartesi

Neler Oluyor?

Haydar Kılıç

Dünyamızda yer çekimi-evrenimizde de hareket var olduğu sürece her şey denge ve dengesizlik gel-gitinde mevzilenecektir. Var olmak; dengesizlik ortamında yok olmaktan korunabilmek, denge durumunda yeni bir dengesizliğe karşı konumlanabilmek demektir.

Konuyu biraz daha açabilmek için söze denge nedir sorusuyla başlamak gerekir. Doğaldır ki masaya yatıracağımız konu toplumsal denge ve dengesizlik olacaktır.

Denge eşitlik demek değildir. Zıt güçler arası zorunlu uzlaşının adıdır.

Her denge yeni bir dengesizliğin döl yatağıdır. Denge tarafların güçleri oranında kazanımlarının garantisidir. Bu güç kimi zaman ideolojik, kimi zaman ekonomik, kimi zaman toplumsal yada bunların karışımıdır.

Bir de artık en önemli hale gelen evrenselik kazanmış olan kapitalist sistemin artık bir içsel olgu olması nedeniyle hemen hemen en belirleyici konumda olan bu gücün dengedeki konumu da gözardı edilemez.

Nasıl ki devlete egemen olanlarla toplum arasında bir denge varsa -ki buna suni denge diyoruz- devlet içinde de oligarşik egemenler arasında da zorunlu bir denge kurulmuştur. Buna da bir ad verecek olursak DEHŞET DENGESİ dersek yeridir.

Hiçbir denge durağan değil, her anıyla kendi içinde demlenen, dolayısıyla devingendir. Yeni bir dengenin kurulmasına doğru bir dengesizilik taşır.

Zor artı rıza üzerine kurulmuş olan dengeye göre, dehşet dengesinin bir formülü yoktur. Onu kuran veya bozan suni dengenin kalıcılığı veya hareketliliğidir. Toplumla devlet arasındaki dengeden (suni denge) daha hızlı ve çatışmalıdır. Devletle toplum arasındaki gel-git (çatışma), oligarşik çatışmayla ters orantılıdır. Devlet - toplum arasındaki çatışma ivme kazandıkça oligarşik çatışma yerini zorunlu uzlaşıya yani dehşet dengesine bırakır.

Toplumsal itiraz ve isyanın ivmesi cılız ise, oligarşik çatışma kıran kıranadır. Ve ülkenin son on yılına damgasını vuran olgu budur. Bozulan dehşet dengesinde taraflar iki şeyden birine muhtaçtır. Ya silaha sarılacak (faşizm), ya da toplumsal destek bulacaklardır.

Bu yeterli midir?

Hayır. Günümüzde artık bir içsel olgu olan evrensel kapitailst sistem -konjuktürel duruma göre- ağırlığını koyduğu tarafa yol verecektir. Bunu da en etkili ve toplumu yönlendiren medya silahıyla sağlayacaktır.

Dünyamızın ulaştığı toplumsallığın artık ülkelerin coğrafi sınırlarıyla sınırlı olmaması açık faşist yapılanmalara fazla yol vermediğinden tercih ikinci alternatiftir.

Toplumsal destek ise toplum lehine bazı açılımları zorunlu kılar. Bu da toplum devlet arasındaki yeni denge ifadesini anayasada bulur. İşte demokrasi dediğimiz olay bu dengenin adıdır. Demokrasi tek taraflı bir iradenin yansıması değil, taraflar arası çatışmanın zorunlu bir sentezidir.

Burada tarafların gücü oranında kazanımları söz konusudur. Doğaldır ki kazanımlarının oranına göre isimlendirilir. Burjuva demokrasisi yada halk demokrasisi gibi.

Toplumlar her ne kadar suni dengeyle pasifize edilmiş olsa da daima itiraz ve isyanını büyütür. Büyüyen itiraz ve isyan çeşitli şekillerde -dinsel, etnik, mezhepsel vs- olarak dışa vurur. Her itiraz ve isyan ne şekilde dışa yansırsa yansısın özünde sınıfsal bir öz taşır.

Siyaset bir sezgi sanatıysa eğer, doğru siyaset ve siyasetçi ortaya çıkan bu itiraz ve isyanı özüne uygun şekle getirmekle yükümlüdür. Dehşet dengesinin bozulması yeni fırsatlar sunar. Toplumsal devinimi hızlandırır.

Mahkemelerle başlayıp süren ve bozulan dehşet dengesinin, Gezi direnişi, ODTÜ direnişi, Alevilerin ayaklanması vs  suni dengeyi de etkileyip bozduğunun ve yeni bir dengeye doğru evrileceğinin göstergesidir.

Burada asıl olan yeniden doğru yerde mevzilenerek tıkanan tarihin ve talihin önünü açmaktır. Yanlışa düşen tarihi doğal yatağına döndürmektir.